Salı, Ekim 05, 2010 | By: ÖcG

Hepsi O değilmiş demek ki...



“üşüten bir acıydı belki de her ayrılık,
her ayrılık yangınların başladığı yereydi.
ama vakit olmadı hesabını tutmaya
aşkların, ayrılıkların ve anıların
istese(k)/(m) de kalamazdı(k)/(m) vakti gelince…
büyüyen ve büyüdükçe geceyi kanatan acı
bir çığ gibi düşerken günlerin rahmine,
çelik kıvılcımlarını fışkırtan hayat
hangi kitabın sayfalarını okutmak istemektedir şimdi?


hayır! yetmiyor aşkları, ayrılıkları ve büyük serüvenleri anlatmaya
iyi bir şiir bile bazen...


diye yazmışım... Ahmet TELLİ'den (ç)alıntılayarak... 
Tren yolunun kenarında bira içiyordu ve dalga geçiyordu kendiyle, benimle konuştuğunu bilerek... sesinde hayatın yorgunluğu, çoktan büyümüş olmanın korkusu, bunal/tıl/mış olmanın bıçak suskusu vardı... Hayatı sevmediği kadar seviyordu beni ama hayata karşı cesur duruşu kadar cesaretli olamıyordu bize... Dündü... Şimdi yeni bir dün... Oysa ben hiç uyumadım, o sesin yüreğime işlediği tüm renkleri tek tek yaşamak, düş olmadığını kendime hatırlatmak için. İnsan, bir düşten uyanır ancak, ya uyumazsa!

"Bu gece en hüzünlü dizeleri yazabilirim" demiş ya Pablo Neruda; ben bu gece bütün o dizelerin içinde kelebek stili yüzebilirim...



Yukarıdaki tüm o cümleler melankolinin .okunu çıkarmış depressif bir psikoloji sergiliyor belki, değil! Hatta, gayet de iyiyim aslında! Sadece.. yıllardır içinde ol/durul/duğum paradoksun devasa dalgalanmalarında bir zirvede-bir dipte olmaktan yoruldum sanırım... "Bir çınar ağacım olsaydı şimdi, yaslar sırtımı, dinlenirdim" , desem... tam da orada başlamıyor mu ikilem?... Sırtını yaslayamadıktan sonra, bahçende ağaç olsa ne olur, Kars'da bir köy okulunda kara tahta olsa sanki daha mı iyi (mi) olur...


Karmaşık... Epey... 


Çapraşık... Fazlaca...


Tek söylemek istediğim: Çok özlediğimdi, hepsi bu! 


Ama hepsi o değilmiş demek ki!

0 yorum: