Tuhaf Diyalog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tuhaf Diyalog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cumartesi, Mart 26, 2011 | By: ÖcG

SN 2(bin)+5

Sn 2(Bin)+V
(sene 2005)*

Tüm hayatkârlara bergüzâr...
ÖzgeCân

  
  Manzarası kırık bir pencerenin gerisinden okuyoruz hayatın silik haritasını. Alengirli coğrafyamızda sığ yükseltiler, tarihimiz okunaksız, beşeriyetimizi bok götürüyor... Aldığımız her nefesten havayla iletişim vergisi kesilirken.. sustuğumuzu konuşamıyoruz artık; gördüğümüze bakmayı reddetsek de, gözleri kapalı, yapamıyoruz. Dikiş tutmuyor sökük umutların rötarlı yamaları. Yüreğimizin dekoltesinde iki yakamız bir araya gelmiyor. Hep iki-bir yenik terk ediyoruz sahamızı. Hakeme gözlük istiyoruz, tanrıdan istifa.. Her sene bir alt kümeye düşüyor birtakımlarımız!

  Dağına küsmüş tavşan sendromuyla ışığından istifa etmiş Güneş gibi... yarınlarımız karanlık, yarımlarımız soğansız.. çocukluğumuz evden kaçmış, gençliğimiz kocamış, abis yalnızlıklarımız müebbet kuluçka döneminde ruh kümeslerimizde. Öfkelerimiz dahi hep kendine batırıyor çuvaldızı, iğnelerimiz nostaljik plakların sırtını kaşıyor. Kötü yola düşmesinler diye acıları bile evlat edindik biz, ama bütün yollar Doğu Roma’ya çıkıyor. Herkesin sırt çantasında Brütüs marka, çok amaçlı bir ihanet mutlaka bulunuyor.

   Gölgelerine saklanan birer hayalet sanki insanlar... Çelik alaşımlı plastik bedenleri, yedek parça garantisiyle, hiçbir namussuz geceyi yarı yolda bırakmıyor. ‘Boğuluruz’ korkusundan denizi bile hayal edemeseler de, dümen köşkünde hep onlar eğleşiyor. Kıçı kırık bir-iki bakışa takla atan yürek canbazları, köşe başlarında aç rezervuar köpekleri gibi dövüşüyor. Gösteriler ucuzladıkça, biletler eşantiyon yerine, kalleşlik sıraya ilk sıradan girip kapalı gişe oynuyor.
    
   Tehlikeli ilişkilerde dublör tutmayı kendimize yediremediğimizden, malulen emekli ediliyoruz düşlerimizden, tazminatsız, amortisiz... İlkel sanrılar derinlemesine parselledi amorf afakımızı; mızraklarının ucunda aşkın kelleriyle onun bunun kafatası avcıları! Metroseksüel Indiana Jones’lar sarmış dört yanımızı, bakir duygular zührevi hastalık muamelesi görüyor tutku koridorlarında.

     Bağımsızlığı tanınmayan demirperde bir ülkenin pahalı başkenti insanlık... Tam da İpek Yolu’nun ticaret beşiğini sallayan bu kent, kalabalık yalnızlıklarıyla meşhurdur ve geçimlerini ihanetle sağlar kendilerine dokunmayan yılanı koyunlarında besleyen halkı. –ki aynı ihanet, metresidir aşkın, tatminsiz ihtiras akşamları!

   erken çöken yaşlılık... prematüre aşklar... antifriz katılmış kanlar... astiğmat göz dizimleri... suretsiz söz düşümleri... ketum kalp atışları... raf ömrü dolmuş anılar... turşusu kurulmuş acılar... stepne dostluklar... anestezik vücutlar... kendini kanıksayan kimlikler... sorumsuz yükümlülükler... penaltı kokan insanlık soneleri... ... ... ...

     Nicedir yaşamak, sağdan-sola, yukarıdan aşağı sözlüye kaldırıyor deneyimlerimi. Son zamanlarda hayat korkutuyor, beslemiyor, solumuyor beni...

   Zararın neresinden döneriz, kârımız kaç karın doyurur bilmiyorum; yine de “kendinize gelin!”, diye bağırmak istiyorum gözlerim ağlama moru, dudaklarım kupkuru.. oysa adı yalnız halk öykülerinde geçen “kendiniz” neresi, hiç kimse bilmiyor!

    “Hey, yürek ressamı! Senin hayata çizdiğin platonik resimler ancak entelektüel geometriden sınıf geçer. Sen biraz yazı saçmala istersen... Boşver, insanlığı sen mi restore edeceksin? Üzümünü sorma, yaşa gitsin!”, dediler. Yaşadım.. gitmiyor...!


ÖzgeCân

(*'005 yılında yazılmış ama bazı şeylerhiç eskimediği gibi o günler bile daha şimdiden aranır hale gelmiş... İnsanlık karnemiz, vatandaşlık karnemiz, vicdanımız kırık notlarla dolu... Yine de düzene 'dur!' diyemiyoruz...)
Cumartesi, Aralık 18, 2010 | By: ÖcG

Melodramik Komedi'de Son Sahne

- Öyle bir ben ki, baştanbaşa sen… de demiş miydim?
- Sanmıyorum; onu diyen Özdemir Asaf’dı…
- Yapma ya! Sen alt alta gelen mısraları şiir sanırken…
- Başlama yine, kalbimi kırıyorsun!
- Olmayan bir şey nasıl kırılır, söyler misin?
- Ölü de olsa kalp kalptir..
- Ölen bir şey yok olmuştur. Bir şey yoksa yoktur!
- Söylemek istemediğim sözler söyletiyorsun bana, aklım karışıyor.
- Buna sevindim bak, varmış…
- Ne varmış?
- Aklın.. karışabildiğine göre, demek ki en azından o hâlâ nefes alıyor.
- Ne söylemeye çalışıyorsun?
- Hiçbir şey… Yeterince belli olmuyor mu?
- Biliyor musun?
- Sanırım bilmek istemiyorum.
- Oysa...
- Her şey için fazlasıyla geç kalmadık mı?
- Ne söyleyeceğimi nasıl anladın?
- "Biliyor musun"undaki sesli harflerin sıkıntısından.
- Neden geç peki?
- Ne kaldı senden ve benden, hayat adına, geri?
- Beni ne kadar iyi tanıyorsun.
- Seni tanıdığımı sanmıyorum, buna hiç izin vermedin; sadece, ezberini biliyorum, rutinlerini o kadar.
- Hemen mi gideceksin?
- Burada değilim ki!
- Neden hiç burada kalamıyorsun?
- Gidebildiğime göre, buradaymışım. Sen hiç burada olmadın ki!...
- Şimdi gidiyor musun?
- Hayır, hazırlanıyorum.
- Ne zaman döneceksin?
- Daha gelmedim ki; önce buraya gelmem, sonra gitmem, en sonunda da dönmem gerekecek!
- Ne demek istiyorsun.
-‘ Ne’ demek istemiyorum. Sadece yazarken değil, konuşurken de noktalama işaretlerine dikkat edelim lütfen!
- Sen bugün tersinden mi kalktın???
- Ayrıca noktalama işaretlerini de doğru kullanalım lütfen, sonu ünlemli cümleleri soru işaretiyle bitirmeyelim icabında!
- Hayda..
- Nerede?
- Yok bir şey.
- Olsa şaşardım