Pazar, Mart 13, 2011 | By: ÖcG

Potkal Yazıları I - Sende Bana Ait Bir Şey Var

Potkal Yazıları

-I-

Sende Bana Ait Bir Şey Var

Selam, mutsuzluğunu bile terk edemeyen, hüzne sınırsız abone; yüreği okyanus, bakışları yakamoz balıkadam.... Bir kez daha Bodrum, ve bir kez daha yüreğim sana atıyor, oturduğum aynı masadan... Sana yazıyor olmanın verdiği o tarif edilemez duygu bir yana, karşımda bir de fotoğrafın olsaydı, kahvenin bana verdiği o müthiş enerjinin nasıl bir hazza dönüşebileceğini düşündüm az önce... Tuhaf! Yan yana çekilmiş bir fotoğrafımız bile yok diye kapris yapmıyorum, hayır; biliyorum kimsenin yüreğinin yoktur somut bir kavrama yansıması... Yine de, biliyorum ki,  bir çift kara göz nasıl da aydınlatacaktı satır aralarımı...

Sesin... Uzakta, çok uzakta yağan bir yağmurdan bulutların taşıdığı serin bir nefes gibi geliyordu. İçime yaydığı mutluluk kadar, yanında olamamanın, hüzne birlikte vuramamanın ‘lanet olsun!’ unu da getiriyordu beraberinde... Cezmi geldi aklıma; bizim Cezmi... Hani elmalı çayların dumanı, kahvenin kreması Cezmi...

“Bazen aşk gider. Ve hayat da gider onun peşinden. Sen terk edildiğin yerde öylece kalakalırsın. Bir sabah uyanırsın ki, gözünü açtığın ömür senin ömrün değildir. Aynada tek parça görünen bedenin, aslında içinde lime limedir.”, diyen Cezmi;

“Bazen aşk gider. Ve sen yıllardır içinde yaşadığın yürekten valizler dolusu anılarla kendi yalnızlığına taşınırsın.”

“Bazen aşk gider. Ve adresi değişir evinin. Sesinin tonu değişir. Yüzünün rengi… Yatağının sıcaklığı… Yediğin yemeğin tadı… Uykuların değişir. Ve rüyaların…”, satırlarıyla adeta seni anlatan Cezmi;

ve: “Bazen aşk gider… Ya da siz gittiğini sanırsınız...”, diye yüreğime su serpen Cezmi....

Bazen aşk gider balığım, ya da biz gittiğini sanırız... Ama biliyorum, sen de benim gibi erken yaşlanmış ama hiç büyümeyen bir çocuksun. Tapıyorsun yaşamaya, tapıyorsun nefes almaya, bağlısın yürek ısılarına... Onca acı çekmene rağmen AŞKA AŞIKSIN sen de deniz kenarları gibi… BENİM GİBİ… Sen varken, yüreğin varken, içinde bir yerlerde o sonsuz ısı ve ışık kaynağı varken... Ne aşk seni bırakıp bir yere gidebilir; ne sen bir adım ötesine geçebilirsin aşkın!

Aynada kendinle yüzleştiğin gece yarıları, hüzünlerin durmaksızın acı veren paslaşmaları... Bitmediyse eğer... Hala uzak kıyıların feneriyse bir çift gözün hayali... Yanılmadığımı anlayacaksın. Kanatsa da yüreğindeki can kırıkları...

Kendi içinde dönüp duran ve hep okyanusu hayal eden bir nehir gibisin sanki. Ve nedense, hüzünlerinden, kendini yalnız hissetmelerinden, sesinin üzerine inmiş yoğun sisten sorumlu tutuyorum kendimi. Hayır, bütün bunlara ben sebep değilim, biliyorum ama tüm bu yaşanmazlığı üzerinden çekip alacak güce ulaşamadığım için kızıyorum kendime... Neden mi bu kadar önemsiyorum? Hangi kelimeler ne kadar doğru anlatır bilemiyorum; ama özetleyeyim: “Sende bana ait bir şey var. Ne, bilmiyorum. Ama seni her düşündüğümde.. yokluğunu hissediyorum.

Belki de yitirdiklerimi sende bulduğumdan, belki de bende olmayanı sende yakaladığımdan... Belki de... ikimiz bir arada olduğumuzda çok yoğun bir şekilde duyumsadığım ama asla ne olduğunu anlayamadığım o tarifsiz duygudan... İçine dolan acıyı paslaşamamamızı anlayamıyorum...

Sanırım, şu ana kadar yazdığım, anlaşılması en zor, edebi kalitesi en düşük ve cümleleri birbirinden en bağımsız ilk mektup bu. Komik gelecek belki ama, kendimi en iyi ifade ettiğim mektup da bu! 

Biliyorum, hırçın bir okyanusu bardağa doldurup kana kana içemedik; rüzgârla bir olup saldıramadık yel değirmenlerine daha... Ama satır aralarına nice duyguyu sığdırdık biz, kahve molalarına hayatın bizzat kendisini... Anlamsızca konuştuğumuzu sanırken bile, anlamın ta kendisiydik..

Geceler.. Ne kadar uzun olursa olsun, yağmur ne kadar sürerse sürsün, hasret de bıraksan neşeye... Mutluluktan bıktırıncaya kadar, kelimelerimde, özlemimde, paylaşımlarımdasın... Sen kaçıp yakanı kurtarana kadar da, senin bulamayacağın kadar kuytuda ama ne zaman ihtiyacın olsa hissedebileceğin kadar.. yanındayım..

Gittikçe artan ama gittikçe daha az acıtan bir özlemle.. balık kalbiyle...

Özgecan#55

*NOT: Bu mektubu out of archive yap pls. Çünkü bu satırlar, uykusuz, yorgun, hafif alkollü bir geceden doğma, yazanın bile tam olarak anlayamadığı kadar karmaşık; Orhan Baba’nın bile aşırı bulacağı kadar arabesk bir yazı kümesi :pP

SISMIKI sarılıyor; KOMACAN öpüyorum...




Sancılı ayrılıklardan geriye sâkin sularda durgun yüzen bir balık kaldı.
Oysa denizler iklimiydi aşkın ve güneşti bakışları ilkbaharın.
Yine de kardelenleri düşün, ya da kaktüsler yok mu çölde?
Umudunu yitirme!

(Özgecan#55)©
25.01’003

0 yorum: