Pazar, Mart 13, 2011 | By: ÖcG

Potkal Yazıları II - Cân'ımın Ankara Köşesi

Potkal Yazıları

-II-

Cân’ımın Ankara Köşesi

Vedaları sevmeyen cümleleri tercih ettim her zaman ama niyeyse hep ayrılık yüklemli paragraflar oluşturdu uzun, nemli mektuplarımı... Bir önemi kaldı mı gidişlerin, asla bir işe yaramayan dönüşlerin? Oysa vedalar bile tekrar buluşmak içindi, böyle öğretmişlerdi bize. Bir kez daha anladık ki tecrübe edilemeyen tek şey duygularımız; ne öğrendiysek bilelim, ne yaşadıysak yaşadık.. ama yeniden sevecek, yine yanılacağız!

Hayat garip be canımın Ankara köşesi.. Anaforlarda yitiyor duygularımız, bu vazgeçilmezimiz denizde bile.. Baksana, acıların sessiz-sözsüz kuşları kaldı fırtına sonralarına. Şimdi... Seslerimizi örten tesellisiz hüzünleri, sıkıntılı kaygıları, bizi zehirleyen ve ufkumuzu kesen kuşkuları besliyor yüreklerimiz. Yazık! Sahip çıkacak bir tek acılarımız mı kaldı?

Duyulmadı okyanuslarda bir denizkızının karaya vurmuş ağlayışı. Beyaz köpüklü dalgalar, her şeyi huzura bulayan ve alaca karanlıkta yuvarlanan sahtekâr ayışığı.. Mümkün değildi toplamak, bir denizkızının ağlarken geceye döktüğü denizyıldızlarını... Hissettin mi hiç, sen de, sanki kıyılarda bilmeden yalnızca bizim bastığımız denizkestaneleri acıtıyor adımlarımızı...

Ne zaman tatlanacak balığım bu yaşam, ne zaman rüzgârını bulacak yelkenlerimiz, upuzun bir öpücük gibi dudaklardan? Ben yitirdim yönümü, sen söyle ne zaman? Artık.. Düşlerim belki kış ölüsü, belki hazan.. kırlara bahar yetmese de içimde, yalnızca sobalık odunlar var biriktirdiğim, bir sonraki mevsime kalan... Kırağı düşmüş bir sabahı çağrıştırıyor ne varsa gördüğüm, hep ayaz, hep üşümüş bir yanım; yürek kışa kördüğüm...

Güzeldi’li geçmiş zamanlarımız vardı, bizim de, değil mi? Sahi! Kimbilir o yaşanmışlık nerelerde şimdi!!!

Bir yasemin kokusunda duyumsamak mutluluğu ve çiçeklerin kışın açmadıklarını kabullenebilmek.. Zamanı geldiğinde tüm zorluğuna rağmen, bir gökkuşağı renginde seyredebilmek fırtına yağmurlarını.. bazen de bir annenin şefkatiyle sarılmak acılara.. her ayrılığı bir kavuşmaya döndürebilmek en zor anlarda... ayrılıklarda veda edebilmek, dönüşler olmasa da.. mutluluğun resmini çizebilmek, başka kimse anlamasa da.. Zor!

Bir balıkçı gibi ‘ne çıkarsa bahtıma’ya doğru ağ atmak ve bir denizyıldızının yorgunluğunda kıyıya vurduğunda, kendini yeniden maviliklere teslim etmek, hiç değilse umut edebilmek, hayatın ta kendisi sanki. Bir martı edasıyla, yaşananların üstünden pervasızca geçebilmek hayatın özü belki. Belki de geçmişi ve geleceği masal tadında yaşayabilmektir aslolan, gerçek tadının kekremsi olduğunu unutmayarak.

Biliyor musun? Şöyle bir bakıp etrafıma, gamzelerimin içini iyice boşaltarak: “Hayır, denizler mavi değil turuncu!” diye haykırsam, hayrete düşmeyip, dudaklarında ufak bir gülümseme belirecek nadir insanlardan olduğun için.. Hadi! Hüzünleri yükle gemilere, yükle, açılsın meçhul denizlere... En yakın liman en bilinmez yerde olsun; endişelenme, kalemi ver yüreğine, o çizsin, orda kalsın. Çiz bizi de; ama öyle bir çiz ki, ne çıkar yalansa, biz Güneş’ten büyük olalım, öyle çiz, öyle olsun...

Yokluğun... Kelimelere dökülebildikçe, varlığını ifade edebildikçe kendime.. yıpratmıyor nicedir. Yine de parmak uçlarımız dona dona, balığın kılçıklarını birlikte ayıklayabilirdik, rakı kadehinde parmaklarımızın izi rahmetli bir balığın pulları... Yine de paylaşımları beklemek, ‘sıra bize de gelecek!’, demek de güzel...

Olduğun yerde, en azından sadece senin olduğun şehirde bambaşka bir renge bürünen gecelerde, yalnızca aklından değil, yüreğinden de iz bırakarak geçmek dileğiyle... Sabırsız bir özlem ve yoğun bir sevgiyle...  

Dostça kal...

Sizin Özgecan#55
‘003

0 yorum: