Potkal Yazıları
-XIII-
Metazor’ak’i
Satır aralarımı hiç okumadın sen ve bakışlarımdaki soluklanmayı hiç duymadın. Görünen hep yeterliydi senin için… Derinliklerde ne saklı olursa olsun, dinlemek istemezdin, ne de inanmak; görmediğin için! Ve görmekten de korkardın belki, bu yüzden kapardın gözlerini…
Zamanın, kelimelerin ya da olguların bu kadar dışından ya da belki tam tersi, tam içinden/en derinden seslenirken… nasıl oluyor da söylenenler benden çıkıp sana gelene kadar bu denli anlam değişikliğine uğrayıp bu dünyanın, rutinlerin, klişelerin dilinde bambaşka duygulara ve düşüncelere dönüşebiliyorlar, bilemiyorum… senin sandığının aksine, senin aynanı da benimkinin yanına koyarak bakmaya çalışıyorum biz’e. Bakışları, gözbebeklerinin ardındaki kızgın kırıklıkları ve gözlerindeki pırıltılar aynı olan iki çift göz görüyorum: Birbirine gerçek ve içten bakan ama nedense bir türlü aynı anda aynı yöne bakmayı başaramayan…
Kızgın değilim sana, ne de kırgın; temkinli bile değilim daha önce olan/olmayan hiçbir şey için. Aksine, umulanın ve olması gerekenin inadına; kendimden, diğer tüm insanlardan, duygusuzluktan ve şu ‘bitse de gitsek hayat’dan intikam alırcasına… kendi yaralarımı kendim onarak, hatta belki acılarımdan bile soyunarak, yüreğimin hırpalanan derisini atarak kabullendim seni. Tatlı iki rüyanın arasına girmiş kısa bir kâbustan uyanır gibi uyandım hayatım(d)a yeniden var oluşuna. İnsan hep son gördüğü rüyayla uyanırmış; şimdi gözlerimin ardında tatlı bir düş var. İşte bu yüzden… değil sana uzun metrajlı ve yüksek tonajlı, hırçın cümleler kurmak, kendi yaptığım gürültüden uyanır ve düş yarım kalır korkusundan aslında belki de hep susmak istiyorum. Ama olmuyor! Olmayacak gibi… Ne yaparsam yapayım, içimde tutunamayacak gibi yüreğimdeki noktürn. Seninle yaşanamamış, dudaklarımda birikmiş, yüreğime sinmiş ve hayatıma yapışmış bunca şey varken suskunluğun arkasına sığınarak korumaya alamıyorum kendimi. Artık korunmak ya da bir şeyleri ispatlamak bağlamında “kendimi savunmak” da istemiyorum.
Yıllardır kuşatma altındaki bir kaleyi umutla ve canhıraş savunan bir asker kadar yaralıyım ve bitkin… ve hâlâ, ne şekilde olursa olsun, direnebildiğim için de gururluyum. Fakat artık, zor nefes alıyorum; ölmekten değil belki ama bu kadar zaman uğruna çabalanmış, fazlasıyla hak edilmiş ve belki de aslında gelmesi çok yakın o zaferi göremeden ölmekten korkuyorum. Hayata yenilmekten! Hiç olmadı, içimde tutmayı başarabildiğim o son umudu da yitirirsem eğer, hep içime akıttığım o zehri içerek kendi zaferimle ölmek istiyorum. Yeter ki galip gelemesin hayat, yeter ki ufkumda güvensizliğin, yapaylığın, küçük hesapların ve kötücül duyguların bayrağı dalgalanmasın!
Yorgunum… O denli yorgunum ki, bazen inançları, savaşları.. her şeyi olduğu gibi (-ması gerektiği gibi değil) bırakıp bir kenara… kaderci bir kabullenişle seyirci olmak istiyorum kendi hayatıma.
Gelişin bir boşluğu doldurmadı ama gidecek olursan bir kara delik daha açılacak hayatımda. İşte bu yüzden.. Bu kez kalmak için gelmediysen, git Ada’m, kapladığın alan sınırlar(ım)ın dışına taşmadan, yeterince hırpalanmış inançlarımızı, ruhlarımızı daha fazla yıpratmadan git! Saati geldiği için kalkan bir trenin arkasından bilet bulamadığı için hayal kırıklığıyla bakakalan bir yol heveslisi olarak kalayım ardında. Ağlayarak ve acıyarak belki.. ama kanayarak değil, asla nefret ederek değil!
Seni neden sevdiğimi sormuştun; buna cevap veremem, çünkü bilmiyorum; iyi ki de bilmiyorum çünkü inanıyorum ki, birini neden sevdiğimizi söyleyebildiğimiz an bitiyor her şey… Ama sende neyi sevdiğimi, neleri sevmediğimi biliyorum ve bu ikisinin sentezinden doğan ‘bendeki sen’de neyi sevdiğimi de… Ben senin her türlü halinin bendeki yansılarını seviyorum!
Gidersem.. bil ki susmak zorunda olduğumdandır.
- (bende) her gidiş bir susuştur.
Kalamadıysam.. zaten duymuşsundur.
- (yürekte) her susuş, bir yok oluştur.
Bazen yalnızca mevsime karşı konulamadığı için göç zamanıdır.
Yani ne gidenin günahı vardır, ne de suçlu, kalandır.
Yani ne gidenin günahı vardır, ne de suçlu, kalandır.
……….: Sen düş kurabilmek için bir ortak arıyormuşsun kendine, düşlerine değil!
Seni hep çok seviyorum ama korkarım, kendimi sevmeyi ihmal ediyorum nicedir…

0 yorum:
Yorum Gönder