İnsanlar; ‘Naber? Nasılsın? Nasıl gidiyor?’ gibi mecburi istikamet sorulara, ‘iyidir; iyilik işte senden ne haber; boktan, orta şekerli…’ gibi yanıtlar veriyorlardı… Şimdilerde bir sürü cümle kurup ardından ‘ama huzurluyum en azından’ diyorlar… Ben bu sorulara ‘daha iyi günlerim de oldu’ diye cevap veriyorum… Konuşma tıkanıyor…
Şimdi de 'huzur'dan mı bahsediyoruz?
“Bilgi arttıkça, huzursuzluk da artar.” diyen Goethe’nin Genç Werther’inden ne kadar uzaklaşabilir ki huzurunu hiç bulamamış yanım? Aramak, önce, kendini bulmak adına iken... kaybolmuşların içinden aynı karanlığa sığınarak nasıl çıkacağız ki? Huzursuzluk diyoruz adına ama huzur’a dair ne kaldı ki, ya da ne vardı ki etrafta?
Belki de her çiçeğin farklı kokması, akşamın her şehre farklı çökmesi gibi... Yazabilirsem eğer, yazı beni değil, yazdıklarımı eksiltiyor sanki... Yazdıkça yitirmiyor da, yazdıkça uzağımda tutabiliyor gibiyim çoğu şeyi... Hani okumaya büyük şehre gönderilen evlat gibi...
Masallara inanmaktan vazgeçtik vazgeçeli çoğumuz, mutsuzuz... Masallara inanmıyorum ben de, çok istesem de inanamıyorum belki ama masal tadında yaşamak var ya... elimden ne gelirse yapıyorum....
Yazdıkça huzur buluyor(du) bir yanım, yazdıkça arınıyor(d)um gündelik öfkelerden, bencilliklerden...
Uzun zamandır yaz(a)mıyorum diye, düşünüyorum da... hiçbir şey beni eskisi gibi yıpratamıyor galiba!
Tan/r/ılar bizleri üniformize san/r/ılarla kendi boyundurukları altında eritmek istiyorlar. İnsan kendi duy(g)u ve düşüncelerini genelleyemez, bir başkasının ise bunu yapması adil değildir. Siz alıştıklarınızı sevmeye devam edebilirsiniz; ben alışılan ne varsa eskisi kadar sevilmediğini gördüğüm için karşı çıkıyorum alışmak'a... Alışkanlığın adrenali de rafta durduğu yer de farklı mesele... Nüanslar, ne kadar ufak olurlarsa olsunlar, anlam katarlar benzer(lik)lere...
Her yolun aydınlığa çıkacağını nasıl garantilebiliyor, kim? Kaldı ki azmin sonu hırsa vardığında kararır amaç, yol aydınlık olsa da varılan nokta kara(msar)dır artık... Vazgeçmek, korkaklara ya da güçsüzlere yakışan bir sıfat bana göre, oysa bilgi güç, bilmek için çabalamak güçlülüktür! Deneyimlerin farkıdır anlamların her zihinde ayrı bir görüntüyle yaşaması, deneyimleri bile klasifiye etmek niye? Kimi gözleri kapalıyken görür dolunayı, kimi dolunayın altında ay ışığı yoksunluğundan sızlanmaktadır...
İnsan olmak, başlı başına bir argüman zaten, doğru değerlendirilebilseydi eğer kimse zamana esir kalmak zorunda olmayacaktı!
İnsan olmak, başlı başına bir argüman zaten, doğru değerlendirilebilseydi eğer kimse zamana esir kalmak zorunda olmayacaktı!
Baksana... ezbere yaşanırken her şey, ezberlenirken denklemler, tanımlar, açılımlar... Tatlar bile ezberken damaklarımızda... Bildiğini şablonlarken insanlar ve aktaramazlerken kendi dağarcıklarına; yabancılaşırken git gide anlam(ak)’a... Zevk alamamak’tır huzursuzluk, alıştığı için en iyi tattan bile yoksun kalmaktır... Alışmakla vazgeçmek aynı anlamı katar gibi bana bu ara... “Alışmaktansa, dört nala deniz üzerinde koşmaya fora” derim ben!
Gözlerinizdeki nem yüreklerinizdeki romatizmayı azdırmıyorsa artık: Gerçekler arasındaki yalanları bulmak, hayaller arasında gerçek aramaktan daha kolay ve acısız!

0 yorum:
Yorum Gönder